BillMcGaughey.com
       

 

William McGaughey'nin Ikinci Konferansta Sunan Bir Makale

7 Agustos 2014'te Uluslararasi Büyük Tarih Kurumu'nun

 

"Esiklerin ve Geçmis Dönüm Noktalarinin Alternatif Bir Görünümü"

 

Genis bir zaman dilimini kapsayan herhangi bir tarihte - batili tarih, dünya tarihi ya da büyük tarih olsun - tasarimin önemli bir yönü, öykünün bir bölümünü baska bir bölümden ayiran sözde "dönüm noktalari" nin tanimlanmasi olacaktir. Bu tür tarihin akan olaylarin tek bir modelini takip etmedigi, bunun yerine belirli zamanlarda gidisatinin degistigi açiktir.

Büyük tarihin, insanlarin hikayesinin bölümlenmis oldugunu görebilecegi kadar büyük olmasi avantaji vardir. Yildiz olusumlarindaki gelisme kaliplari, canli türlerin evriminden farklidir. Tarimin gelisimi, yazi sistemleri, din ve ticari isletmelerin her biri kendi hikayelerine sahiptir.

Bu genis tecrübe yelpazesi, düzgün bir sekilde organize edilmezse, kaotik bir geçmisi bile üretebilir. Bu nedenle büyük tarihçiler, yeni kurumlar, yaratiklar veya ortaya çikma türleri ortaya çiktiginda degisim noktalari ariyorlar. Yeni seylerin yaratilmasi için belli kosullar kümesi mevcut oldugunda. David Christian, "altin kayma" kosullari çagrisi yapiyor; kosullar çok fazla bir yol ya da baska bir sey degil, nihai sonucu vermek için neyin gerekli oldugu açisindan "dogru".

Örnegin, insanlar sadece belirli sicaklik ve atmosfer basincinda yasayabilir. Jüpiter'de ya da yildizi Sirius'da ya da bos alanda yasayamayiz. Günümüz dünyasi tam olarak dogru kosullari saglar.

Mevcut duruma götüren deneyimlerin sasirtici çesitliligini anlamaya yönelik kendi girisimim, Büyük Tarih'i üç ardisik varlik türünün öyküsü olarak görmeye yöneltti: madde, yasam ve düsünce. Biri baska birinden akar. Birlikte karisiklar, mevcut dünyamizi olusturuyorlar.

Potansiyel kitabim olan Üçlü Varlik Tarihi: Madde, Yasam ve Düsünce, on bir bölümde bu hikayeyi anlatiyor. Her bölüm bir dizi dönüm noktasi ile çerçevelenmistir. Neyin dahil oldugunu göstermek için içindekiler tablosuna kisaca göz atalim.

Birinci bölüm fiziksel evrenin olusturulmasiyla ilgilidir. Big Bang ile basliyoruz, kozmik malzemelerin bulutlarindan yildiz olusumuna devam edelim, daha agir kimyasal elementlerin yildizlar içinde nasil üretildigini açikliyoruz ve galaksilerde ve galaktik kümelerdeki enerjisi ve maddesiyle birlikte alanin devam eden genislemesini öngörüyoruz .

Ikinci bölüm günes sisteminin ve dünyanin olusumu ile ilgilidir. Hikayesi, birinci bölüm olaylarini kronolojik olarak takip etmez, ancak daha önceki hikayenin mekânsal bir alt kümesiyle ilgilidir. Bu hikayeyi anlatirken, odak noktamizi, günesin ve gezegenlerinin bulundugu Samanyolu galaksisinin küçük bir bölümüne daraltiriz. Niye ya? Çünkü o gezegenlerden biri olan yeryüzü öykünün hayatin görünümü olan sonraki bölümüne köprü saglar. simdiye kadar bildigimiz gibi, dünya, evrenin hayatin bulundugu tek yerdir.

O zaman, üçüncü bölüm hayat hikayesini anlatiyor. Yasam, fiziksel evrenin çogundan olusan inorganik materyalden farkli, yeni bir varliktir. Madde alanina ait olmakla birlikte, özel niteliklere sahiptir. Onlarin basinda yasam, dogumdan olgunluga ölümle sonuçlanan döngüsel bir kaliptan alir. Basit yasam sekillerinden daha büyük ve daha karmasik organizmalara evrimsel bir ilerleme gösterir.

Dördüncü bölüm, belirli bir canli türünün evrimi hakkinda, kendi türümüz olan Homo sapiens'tir. Maddenin hayattan düsünceye kadar uzanan bir hikayesini anlatiyoruz. Standartlarimiz geregince, düsünülmesi mümkün olan tek tür Homo sapiens'dir. Bu nedenle, türünümüzün ortaya çikisi hikayesini, Büyük Tarih'ten düsüncenin karanlik ama önemli alanina tasimak için bir yasam formu olarak görmemiz gerekir.

Düsünce nerede baslar? Bireylerin yasaminda deneyim kazanmalari, beyinlerinin içinde farkindaligin parildarcasiyla baslar. Her ne kadar bu farkindalik konusulan dili önceden belirlemis olsa da, düsünceyi bir varlik biçimi olarak algilayabilecegimiz bir noktaya kadar gelistirmek ve düzenlemek için dil gerekir. Besinci bölümde düsüncenin gelismesinin bu safhasinda açiklanmaktadir.

Düsünme, insan beyninde belirsiz bir elektro-kimyasal süreç olarak kaldigi takdirde, bir agacin içinden akan özsuyun veya bir hayvanin sindirim süreçlerinin olacagi kadar üçüncü bir varolus sektörü olarak düsünülmesinden fayda görmeyebilir. Fakat düsünce bundan daha fazlasidir, çünkü dünyada nedensel bir ajandir. Teknoloji sayesinde, düsünce fiziksel dünyada seyler ayarlayabilir ve yaratabilir. Hayat maddi olarak var oldugu için, ayni zamanda düsünce ürünlerini de yapar. Vladimir Vernadsky'nin terminolojisinde, sirasiyla, inorganik maddenin, yasamin ve insan düsüncelerinin alanlarini tanimlayan üç alan varligi -geosfer, biyosfer ve noosfer- var.

Uygarlik dönemine geldigimizde - yaklasik 5000 yil önce - düsünce yazili sözcüklere dönüstürülür. Yazi düsüncelerini daha dayanikli bir biçimde ortaya koyar, böylece ifadeleri baskalarina iletilebilir. Sözlü ve matematiksel iletisim vasitasiyla, bireysel tecrübelerden kazanilan bilgi, yazili belgelerin birikiminde somutlasan ortak bilgi haline gelir. Bu ölçekte bilgi dünyayi büyük ve derin sekillerde degistirir.

Kitabimin 6-9. Bölümlerinde medeniyet dönemini kapsiyorum. Bir tür varlik olarak düsüncenin ilerlemesine odaklanan plani, daginik insan topluluklarinin küresel bir topluma dogru ilerlemesini göstermeye meyilli olan diger büyük tarih düzenleri'nden farklidir.

Mesela tarimla ugrasmak. Gelis tarihi insanlik tarihinde büyük bir kirilma noktasi mi? Evet, insan türünün hikayesinde degil, ilerleyen düsünce açisindan degil. Tarim, insan toplulugunu besleyen devrimci bir ilerlemedir, ancak düsünceyi yeni bir biçimde ortaya koymaz. Bununla birlikte, insan düsüncesinin canlilara uygulanisini göstermektedir.

Büyük tarih semamdaki bir sorun, kasitli olarak düsünceyi gelistirmeye çalisan bireyler veya gruplar olmamamizdir. Elimizde olan sey, kurumsal yapilar içinde, genelde iktidar kazanmakla ilgilenen, düsüncenin tesadüfen gelistigi çesitli amaçlar dogrultusunda hareket eden insanlardir. Uygar toplumlarin tarihi büyük ölçüde farkli güç arayanlar arasindaki mücadelelerle ilgilidir.

Daha önce yazmis oldugum Medeniyet Bes Öyküsü, insan toplumunun temel kurumlarinin gelisme sürecini anlatti. Toplumun çogulcu bir iktidar yapisini gelistirmek için zamanla onlarla nasil doldugunu anlatir. Ayni zamanda, her büyük kurulusun, dönemin basinda tanitilan bir iletisim teknolojisi ile, yani ideografik yazi, alfabetik yazi, baski, elektronik kayit ve yayincilik ile nasil iliskili oldugunu açiklar.

6. bölümün odak noktasi olan Hükümet, ilk gelisme kurumudur. Ardindan dünya dinine geldi, bölüm 7'nin odagiydi. Rönesans'la baslayarak, ticaret ve laik egitimin topluma ve kültürüne egemen oldugu bir dönem geçirdik. Onlarin hikayesi 8. bölümde anlatilmaktadir. Son olarak, 9. bölümde, haber ve eglence endüstrilerinin öyküsüne sahibiz. Çagdas kültürümüz agirlikli olarak eglencede merkezlidir.

Kitabim, bu çesitli kurumlarin tarihini anlatiyor. M.Ö. 3000 yillarinda ilk periyot ?sa zamaninda hükümete ve politik imparatorluklarin ortaya çikmasina odaklandi. Daha sonra Mesih'in zamanindan 1500'e kadar olan dönemde dini kurumlar tarihin ana odagi haline geldi. Budizm, Hiristiyanlik ve Islam olmak üzere üç dünya dinimiz vardi; toplumu yönetmek için hükümetle isbirligi yapan güçlü kurumlar haline geldi.

14. ve 15. yüzyillardaki Italyan Rönesansi, dinten dikkat çekmeyi dogal bilimler de dahil olmak üzere insani ve laik çikarlara çekti. Ticari ve egitim kurumlari önümüzdeki dört ila bes yüz yildir egemen hale geldi. Sonra, Birinci Dünya Savasi'ndan sonra eglence endüstrileri yeni iletisim teknolojileri tarafindan harekete geçirildi. Hareketli görüntü ve ses kayit endüstrilerine ek olarak, radyo istasyonlari eglence programlari yayinlamaya basladi. 20. yüzyilin ortalarinda televizyon agi kuruldu.

Simdi, 21. yüzyilin baslarinda, haber ve eglence endüstrileri - özellikle de büyük televizyon aglari - kendi alanlarini kaybetmeye basliyor. Bilgisayarlar toplumu degistiriyor. Bölüm 10, o endüstrinin hikayesini anlatiyor. Son olarak, 11. bölümde, bilgisayar teknolojisinin insan zihnini çogaltma noktasina ilerleyecegini düsünüyoruz. Yapay zeka ve robotiklerin ürünleri, insan düsüncesinin yarattigi, kendilerinin de düsünebilen makinalardir. Fakat insanlarin bakim zincirinden kurtuluncaya dek hayatin özelliklerini kabul etmezler.

Özetle, Büyük Tarihin dönüm noktalarini nereye yerlestirecegim. Uygar zamanlarda tarihin dört devresi, iletisim teknolojileri ve toplumdaki belli basli kurumlar tarafindan tanimlanir. Fakat Büyük Tarih bundan daha büyüktür. ?nsan toplumlarina ya da iletisim biçimlerine, tarih sürecinin ileri düsünce biçimi kadar ilgi duymuyoruz. Medeni zamanlarda, düsünce tüm insan irkinin erisebilecegi bir bilgi karmasigi haline geldi.

Bu hikayeyi anlatirken, 6. ve 7. bölümleri tek bir bölüme, 8 ve 9. bölümleri digerine parçalayacagim. Onlarin olaylari sirasiyla M.Ö. 3000 yilina kadar sürer. 1500 A.D. ve 1500 A.D. ile 2000 A.D. arasindaki dönemde. su an için bilgisayarlari yok sayiyoruz ve onlardan ne gelir.

Neden uygarlik tarihini iki döneme bölüyoruz? Bölüm 6 ve 7'de anlatilan öykü, ister ideografik isterse alfabe yazisi olsun, yazili metinlerdeki bilginin üretimi ile ilgilidir. Metnin kendileri, fiziksel dünyada çok az etkiye sahiptir. Öte yandan, bölüm 8 ve 9'da anlatilan öykü, makine biçimindeki bilgileri ilgilendiriyor. Makinelerin daha fazla fiziksel etkisi vardir.

Büyük tarihçiler genellikle insanligin "toplu ögrenmesini", Büyük Tarih esigiyle iliskili bir olay olarak gösteriyorlar. Yazili ve basili metinler için de geçerlidir. Kolektif ögrenme bu metinlerde somutlastirilmistir. Bununla birlikte, giderek artan bir sekilde, kolektif ögrenme, fiziksel nesnelerde makineler biçiminde sekillenmektedir. Burada zaten düsünce yapildi. Bulusun icatinda ve makinanin tasariminda somutlasmistir. Neyin yaratildigini görmek bir bilgin almaz. Makinenin dünyadaki varligi açiktir.

Bu nedenle, dünya tarihinin üçüncü ve dördüncü dönemleri ilk ikisinden farklidir. Makine çaginda Rönesans basladi. Leonardo da Vinci'yi düsünün, makinelerin mizaci. Okyanuslari ve Avrupalilarin yerli halklari bastirmak için kullandiklari tüfekleri dolasan Portekiz yelkenli gemilerini düsünün. Denizden arazi imalati ve geri kazanimi için bir kaynak haline gelen Hollanda rüzgar degirmenlerini düsünün. James Watt'in buhar motorunu ve demiryollarini, uçaklari ve otomobillerini düsünün. ?nsanin dikkatini uzun süre öngören televizyon setini düsünün. Bunlarin hepsi, makine insan kültürüne hâkim hale geldiginde son yillarda ortaya çikti.

Burada 5.000 yillik dünya tarihi bes ayri bölüme ayrilmis olmamiza ragmen, tarihte, dalganin hareketi gibi ritmimiz var; bu, fiziksel dünyanin daha büyük ve daha az devlet katilimi arasinda dalgalanma düsüncesinin ilerlemesine neden oluyor. Artan dünyevi etkilere yönelik bir ilerleme dönemi ve zihinde yasayan imgeler ve fikirler için bir dönem gerileme süreci vardir. ?ki periyodu ayri olarak ele alalim.

Dünya tarihinde ilk üç bin yilda medeniyetler hükümetler yönünde sekillendi. Devlet merkezli devirde, krallar piramit mezarlar, büyük duvarlar, yollar, kanallar, saraylar ve deniz limanlari gibi büyük anitlari insa ettiler.

Ardindan önümüzdeki onbesyüz yilda din farkli endiselerle ön plana çikti. Din merkezli çagda, bilim adamlari dogal dünyayla ilgilenmekten vazgeçmislerdir. Onlarin dikkatleri dini fikirlere, kutsal metinlere ve mutlu bir ömür boyu ihtimaline döndü. Görülmeyen seyler görülebilecek olanin önüne geçti.

Ayni sekilde, son bes yüzyilda Rönesans, dünyayi kesfetme çagini baslatti. Ressamlar ve heykeltiraslar insan vücudunda güzellik kesfetti. Gezginler yeryüzündeki uzak yerleri ziyaret etti. Teolojik tartismalar yatisinca, Avrupali ??entelektüeller yine dogal bilimlerle ilgilenmeye baslamisti. Onlardan türetilen teknolojiler ticari ürünler üretti. Bu, dünya ile artan etkilesim dönemiydi.

Bununla birlikte, 20. yüzyilda, insanlik, popüler eglenceyle ilgili yapay bir dünyaya çekilirken, bu tür seylere olan ilgisini kaybetti. Gerçekligi, insan zihnine bayiliyor olan radyo veya televizyon yayinlarinda bant veya disk üzerine kaydedilen duyusal görüntülerden olusuyordu.

Fakat simdi baska bir maddi ilerleme zamani. Bilgisayar sadece baska bir elektronik cihaz degildir. Sadece görüntü kaydedemez veya yayinlamaz. Bunun yerine, bu makine bilgiyi insan beyni kadar isler. Akilli makinelerin teknolojisi hizla gelismeye devam ediyor.

Benim planimda, Büyük Tarih'in akisi, insan kültürünün döngüleri boyunca yapay zekanin ve robotlarin gelismesine kadar uzaniyor. Dördüncü medeniyet çagi, içe dönük görünmesine ragmen, elektrik ve elektronik kullanimi, teknolojiyi insan zihnini çogaltabilecek noktaya getirdi. Yasayan bir türün, Homo sapiens, yakinda ekonomik ve diger alanlarda kendisini makinelerle degistirme kabiliyetine sahip olabilir.

Tarih akisi açiktir. Önce maddi geldi, sonra hayata döndü ve sonunda düsündü. Düsünceler insan türünün beyninde ilk ortaya çikti. Daha sonra yazili olarak belirlendi. Daha sonra, metallerden ve yazili bilgiden üretilen makinelerde somutlasti. Sonunda makineler kendi bilgilerini üretir. Onlar bizim gibi düsünen yaratiklar olacaklar.

 

Ayrica, 13 Agustos 2014'te California'nin San Rafael kentinde düzenlenen büyük tarih konferansi konusundaki bir tartismaya dayanan "Büyük Tarihte Hikaye Anlatma ve Bilim" konusuna da bakin. Bu konferanstaki tartismayi takip etmektedir.

 

 

Için bir çeviri için tiklayin:

Fransizca - Ispanyolca - Almanca - Portekizce - Italyanca  

Basitlestirilmis Çince - Endonezyaca - Türk - Lehçe - Hollandaca - Rusç        

 

için: world history

     

 


TEL?F HAKKI 2014 THISTLEROSE YAYINLARI - TÜM HAKLARI SAKLIDIR

http://www.billmcgaughey.com/IBHApaper.html